Yakın tarihimiz en kısa özeti nedir? Atina’daki Albaylar Cuntası’nın önce Temmuz 1974’te “Makarios’a darbe” (Kıbrıs darbesi) yapması ve sonrasında Ankara’nın askeri çıkarma (Birinci ve İkinci Harekât) kararını uygulamasıyla Kıbrıs bugünkü şeklini aldı.
Türkiye’nin Kıbrıs’a asker çıkarmasının bir domino etkisi oldu ve Yunanistan’daki Albaylar Cuntası da eş zamanlı olarak çöktü (24 Temmuz 1974). Yani tuhaftır, Ankara’nın Kıbrıs çıkarması Kıbrıs Sorunu’nu bambaşka bir boyuta taşırken Atina’ya bu sayede demokrasiyi getirmiş oldu!
Albaylar Cuntası’nın Kıbrıs darbesi…
21 Nisan 1967’den o tarihe kadar Yunanistan’da ülkeyi ABD (ve dolayısıyla NATO) “destekli” darbeciler yönetiyor ve sol-demokrat çevrelere adeta kök söktürüyorlardı. Bu dönemde Rum siyasi elitleri, hastalık seviyesindeki ENOSİS sevdasından ve Atina yalakalığından ötürü Cuntacı askerlerin adeta maskarasına dönmüşlerdi. Makarios bu duruma mektupla tepki gösterdiğinde artık çok geçti. Zaten cuntacıların yedi yıllık idaresi sonunda Kıbrıs’ın da ortadan ikiye ayrılmasına zemin hazırladı. Bu dönemde Yunanistan Avrupa Ekonomik Topluluğu sürecinden çıkarılmış ve kendi içinde Yunan Cuntası halka karşı büyük hesaplaşmaya girişmişti. Kıbrıs da milli dava olarak Yunan Cuntası’ndan payına düşeni fazlasıyla aldı.
İşte bu Cunta yıllarında yaşananlardan ders çıkarmak amacıyla Nikos Dimou (1938) adlı bir yazar 1975 yılında bir kitap yayınlıyor: “Ne Mutsuz Yunanım Diyen!” Dimou, kitap için “1973 yılında Askeri Cunta yıllarında bir infial metni doğdu” diyordu. Yazarın kalkış noktasının Türk milli kimliğinde önemli bir simge ve slogan olan “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün tersinden okunması olduğu aşikâr. Kitabın ilginçliği de böylece daha isminden başlıyor.
İsyankar bir hiciv: Ne Mutsuz Yunanım Diyen!
Yunan kimliğinin oluşumunda Türk kimliğine karşıtlığın önemli bir malzeme oluşturduğu biliniyor. Türk karşıtlığı uzun yıllar özellikle gündelik Yunan resmî ideolojisinin nerdeyse tek malzemesiydi. Yunan milliyetçiliğinin bu vasfına veya “vasıfsızlığına” yapılan bu ima; Türklerin bir sloganını tersinden okuması da kişisel kanaatimce kitabı sıradan okur açısından daha bir ilginç kılıyor.
Kitap yayınlandığında yazarın ve yayıncının hiç beklemediği bir ilgi görüyor. İlk baskısı iki günde tükenmiş. Kitabın baskısının yüz binlere ve 38. baskıya (100 bini aşan baskı adedine) ulaşması karşısında Dimu, büyük şaşkınlık yaşadığını söylüyor. 1975’ten bugüne kitap İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Bulgarca, Çince gibi birçok dünya diline çevrilmiş. Türkçeye kazandırılması ise biraz geç olmuş 2017’yi bulmuş.
Nikos Dimu yazarlıktan önce şairliği denemiş. İlk yayını 1953 yılında yayınlanan bir şiir kitabı. 1974 yılından sonra “Kıbrıs’ı asla unutmayacağız” adlı bir hareketin içinde de yer almış. Bugüne dek felsefe, edebiyat, biyografi, siyasi teori alanında 60’a yakın kitap yayınlamış Dimu, ama hiçbirisi “Ne Mutsuz Yunanım Diyen!” kadar meşhur olmamış.
“Ne Mutsuz Yunanım Diyen!” adlı yayını bir anlamda Askeri Cunta’nın ülke insanına ve Kıbrıs’a yaptıklarına isyankâr bir hiciv şeklinde görmek ve okumak mümkün. Ama şu da var. Kitabı okurken biz Kıbrıslılar da kendi payımıza düşen bazı noktalar bulabiliriz.
Ortalama insanın mutsuzluğu ve abartının sınırsızlığı…
Kitap özünde insanın mutsuzluk kavramının istek ile gerçeklik arasındaki uçurumdan kaynaklandığını anlatmak istiyor. Bir kefede isteklerimizin hacmi ve niceliği, diğer kefede ise gerçekliğin kapladığı alan yani niteliği… İsteklerimizle gerçeklik arasındaki uçurum büyüdükçe mutsuzluk da o ölçüde artıyor… Bunu zaten herkes bilir, demeyin. Yazar bu noktada, “çağdaş Yunan’ın tarih, miras ve karakter nedeniyle başka insanların ortalamasına göre istek ve gerçeklik arasında daha büyük bir makasa sahip olduğu” iddiasıyla kitabını temellendiriyor. Dimu’ya göre; ortalama bir insanın verili bir oranda mutsuzluğa sahip olması kabul edildiğinde bu oran Yunan olmak durumunda hemen artmakta, katlanmaktaymış. Bunu da Yunan olmanın mutsuzluğu şeklinde tarif ediyor.
Dimu, Yunan abartısının bu mutsuzluk durumundaki yerinin önemli olduğunu iddia ediyor. Ayrıca şunları da ekliyor. Abartı Yunanlılar için sadece ulusal bir araz değil, bir yaşam biçimidir… Yunan ulusal karakterinin en önemli bileşimi abartıdır. Yunanlıların öz duyguları itibarıyla abartıyı “filotimo” diye adlandırırlar ve davranışlarındaki abartıya ise “levendya” derler…
Filotimo’nun başka dillere “haysiyet” olarak çevrilmesinden söz ediyor yazar. Bu sebeple Yunan resmî ideolojisinin Yunan kültürüne içkin ve başka milletlerde görülemeyeceği gibi başka dillere de çevrilemeyecek bir kavram olduğu iddiasına sahip olduğunu anlatıyor. Öte yandan Levendya’nın da Türkçe’deki levent sözcüğüyle aynı kökten geldiğini ve yiğitlik manası taşıdığını aktarıyor.
Nikos Dimu’nun kitapta şöyle ilginç bir benzetmesi de var: Yunan ruhunun derinliklerinde Hacivat ile Büyük İskender’in paradoksal biçimde bir arada yaşadıklarını söylüyor. Yazara göre çağdaş Yunan ruhunun bir başka hastalık semptomu da mit yaratmaktaki ısrarıdır. Yunanım diyen en çok kabahati kendinde değil başkalarında arama hastalığından mustaripmiş!
Yunanım diyen mi yoksa Kıbrıslıyım diyen mi daha mutsuz?!
Özellikle bu son hastalık insanda şöyle bir duygu yaratıyor: “Yunanım diyen mi yoksa Kıbrıslıyım diyen mi o hastalığa daha çok tutulmuştur acaba?” Malum, o hastalık çok ileri seviyelere ulaştığında kendinizi merkeze koyup sizin dışınızdaki her şeyi dışlamaya başlıyorsunuz çünkü. Bunu yaşayarak öğrendik belki biz de. Zaman içinde, bir bütünün parçası, olan biten her şeyin akışında belli oranda pay sahibi bir aktör olduğunuz fikri aklınızın köşesinden bile geçmemeye başlıyor. Karşınızdaki sizle alakası olmayan bir yabancıya dönüşüyor. O yüzden Kıbrıs’taki sorunumuzun kökenlerinin bir tanesinin iki toplum arasındaki karakter yapısının farklılaşmasından kaynaklandığını öne süren görüşleri belki de es geçmemek lazım.
Nikos Dimu’nun bizim de payımıza düşecek bir başka eleştirisi daha var Yunan kimliği hakkında: “Yunan eğitim sistemi; eğitimsiz, kültürsüz, düşük ücretli eğitimcilerce yürütülen toplu, zoraki bilgi yedirme mekanizması…”
İşte bakın bu tez aynen Türkiye ve Kuzey Kıbrıs için de geçerlidir…
Bu arada yazarın çok hoşuma giden bir eleştirisi de papazlara ve Yunan Kilisesi’ne yaptığı: “Son yüzyılda Yunan Kilisesi birçok efendiye-sadakat ve bağlılıkla-hizmet etmiştir. Biri hariç, tek olan…”
Hasılı Nikos Dimou Helenlerin içinde bulunduğu duruma 1970’leri de dikkate alarak son derece eleştirel ve açıklayıcı bir çalışma ortaya koymuş. Eleştirilerinin tamamı aslında Kıbrıs’a da uyarlanabilir… İsteyen, dileyen okusun ve uyarlasın: “Ne Mutsuz Kıbrıs Türküyüm Diyen!”