Batının çifte standardı ve tutulmayan sözler

Kategori: Uncategorized | 0

Bilindiği gibi BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarihli 186 sayılı kararı gereği Kıbrıs’taki Barış Gücü askerlerinin adadaki görev süreleri her altı ayda bir uzatılıyor ve bu kararla birlikte BM Genel Sekreteri bir rapor hazırlayarak Güvenlik Konseyi’ne sunuyor. Bu raporun da BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi’nin (günümüzde Colin Stewart) gözlem ve görüşleriyle şekillenmesi geçmişten gelen bir teamül. Diplomatik tecrübeye sahip özel temsilciler sahada karşılaştıkları gelişmeleri ve olguları bir muhasebe şeklinde New York’a aktarma görevini yerine getiriyor.

Son raporda öne çıkan en önemli husus, Kıbrıs sorununun çözümüne dair olumlu bir havanın olmaması ve yakın gelecekte de olma ihtimalinin görülmemesi. Colin Stewart “hayal kırıklığı” olarak ifade ettiği bu tablonun geri planında taraflar arasındaki güvensizlikle birlikte 2023’te Türkiye’de ve Kıbrıs’ın güneyinde yapılacak seçimler olduğu değerlendirmesini yapmış. İki bölge arasındaki ekonomik dengesizliğe de dikkat çekiyor özel temsilci ve yeni bir güven ortamının oluşması amacıyla birkaç alanda işbirliği önerisi getiriyor.

Geleneksel olarak bu raporlarda temcit pilavı gibi “iki toplumlu, iki bölgeli federasyon” hedefi masaya konulur ama bu kez doğrudan bir atfın olmamasının özellikle Güney otoriteleri arasında tepki doğurduğu ileri sürülüyor. Okurlarımız hatırlar, Crans-Montana’da yapılan son zirvede “federasyon” hedefi bir biçimde Anastasiadis ve Kıbrıs Rum egemenlerinin maharetiyle gündemden kalkmıştı.

Pandeminin ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yarattığı ekonomik sarsıntının Kuzey Kıbrıs’ta katmerli etki gösterdiğinin son BM raporunda yer alması da önemliydi. Halbuki Kıbrıs’ın kuzeyine AB’nin doğrudan ekonomik faydası güneyle kıyaslandığında devede kulak bile değil. Hadi bunu geçelim. BM, AB ve ABD, izolasyon ve ambargoları 24 Nisan 2004 tarihindeki BM Çözüm Planı referandumundan sonra kaldıracaklarını söylemiş olmalarına rağmen tam 18 yıldır hiçbir adım atmadılar.

Kıbrıs çözümünü doğru ve gerçekçi konuşmak bir yana yerinde sayan ve klasik lafları art arda dizen BM raporlarını okumaktan ve duymaktan çok sıkıldık. BM Güvenlik Konseyi’nin bugün de geçerli olan 1964 tarihli 186 sayılı kararının üzerinden 58 yıl geçti, birçok olay yaşandı ve Barış Gücü askerlerinin adaya gelmesini sağlayan zemin çok değişti. 58 yılda Barış Gücü görev süresini altı ayda bir uzatmak için 115 kez karar alan BM aslında sorunu çözmüyor, inşa edilmesine katkıda bulunuyor. Hala BM’den çözüm bekleyen varsa büyük bir aymazlık içinde olduklarını söylemek zorundayım.

İşin daha da kötüsü şu, BM’nin söylemleri ve konuya yaklaşım biçiminin temelden değişmeden Kıbrıs Rum egemenlerinin adil ve yaşayabilir bir çözüme adım atmasını kimse bekleyemez. BM’den değil AB’den çözüm bekleyenler de fazla ümitlenmemeli. Unutmayalım ki eşit iki tarafın yalnızca bir tarafını üye yapan AB, ikiye bölünmüş başkentiyle güneyi Avrupa toprağı yaparak sorunu iyice içinden çıkılmaz hale soktu.

24 Nisan 2004 referandumu sonrası Kıbrıs Türklerinin başına gelenlerle bugün Ukrayna’nın başına gelenler arasında siyasi olarak hiçbir fark yoktur. Bize ne demişlerdi hatırlayalım: “Bir evet ile AB’ye girilecek, bir evet ile Kıbrıslı Türkler dünyalı olacak.” Peki ne oldu? Hiç olmadığımız kadar kapandık dünyaya.

O dönemde Kıbrıs Rum siyasileri Rusya’dan ekstra garantiler alarak AB ve ABD’nin plana desteğine rağmen geri kaçmış ve hayır kampanyasıyla sorunun çözümsüzlüğüne yönelik oy kullanmalarına karşın ödüllendirilip AB üyesi yapılmışlardı. Kuzeyliler ise BM, AB ve ABD tarafından açıkça desteklenen plana evet diyerek birleşme yönünde oy kullandılar ama Batı küçük bir iyi niyet gösterisi olarak dahi izolasyon ve ambargolara dönük olumlu bir adım atmadı. Ukrayna’ya Rusya karşısında her türlü desteği veren Batılıların geriye çekilip savaşı seyretmesi ile Kıbrıslı Türklere verdikleri sözlerin hiç birisini yerine getirmemeleri çok net bir şekilde aynı yaklaşımın tezahürüdür. Ukrayna’ya gazı veren Batı, savaşın uzaması için dua ediyor ve binlerce insanın öldüğü çatışmaları kollarını kavuşturmuş seyrediyor. Aynı Batı bize de referandum döneminde verdi gazı, 18 yıldır Türkiye dışında hiçbir ülkeye doğrudan uçuş yapamayan, ambargolar altında ezilen Kuzey Kıbrıs toplumunu seyrediyor.

AB fonlarına bağımlı STK’larımız ne der bilemiyorum ama Batının çifte standardı artık Kıbrıs Türkleri arasında ciddi bir öfke birikimi yaratmış durumda. Bundan sonra yapılacak değerlendirmeler ve yazılacak raporlarda bu durumun da göz önüne alınmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir