Tarih yazıcılığının alt başlıklarından biri olan sosyal tarih yazıcılığı, tarihte yaşanmış olayların topluma ve sosyal hayata etkilerini araştırır. Toplumu ve olayları sosyoloji biliminin yardımıyla inceler. İleride bir zaman memleketimizin sosyal tarihçileri günümüze kadar gelen 50 yıllık dönemi araştırdıklarında karşılarına “elektrik kesintileri tarihi” diye bir alt başlık çıkacak. Zannetmiyorum ki medeni olduğunu iddia eden hiçbir ülkede böyle bir sosyal tarih alt başlığı açılsın. Bu tamamen Kıbrıslılara, daha doğrusu KKTC yurttaşlarına özgü bir alt başlıktır.
Öyle ya, başkenti geçen hafta 24 saat boyunca elektriksiz kalmış bir ülkeden, hiçbir şekilde kabul edilemez ve anormal olan bu durumu normalleştirmiş bir yönetim yapısından söz ediyoruz. Gelin bu yazıda önce elektrik kesintileri tarihimize kısaca bakalım ve gelecek nesillerin sosyal tarihçilerine bazı ipuçları bırakalım.
1975 yılı, savaştan çıkmış ve daha yeni Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni ilan etmişiz. Rumlar “Türkiye ülkemizi işgal etti, birlerce asker çıkardı” deyip elektriği kesmiş. Hadi bu savaş sonrası kesintileriydi denilip anlayışla karşılanabilirdi. Yani o bile normal değildi ama hasbası çıksın.
Benzer kesintiler 1980’lerin başına kadar devam etmişti. Nihayet 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan ettik, belki elektrik kesintileri biter dedik ama yine olmadı. Yeni devletimizle dünyadan biraz daha uzaklaştık, Kıbrıs Türkleri Avrupa’yla ticari ilişkiler açısından sınırlamalar yaşamaya başladı. Savaşın mağdur tarafıyken haksız taraf olarak algılanmaya başlıyorduk. Dışarıda bunlar olurken içeride elektrik kesintileri hayatımızın olağan parçası haline dönüşüyordu.
Elektrik kesintileriyle girdiğimiz 1990’ların ikinci yarısında komşularımız Avrupa Topluluğu’na hazırlanırken bizler ayrı devlet türküsünü çağırmaya başladık. Elektrikler kesildikçe konfederasyon dedik. Dünya bizi kendisinden izole ederken içerdeki idareler de bizi karanlığa gömerek üzerimize gelmeye devam etti.
2000’li yıllarda elektrik kesintileri hayatımızdan çıkar artık diyorduk ama yine olmadı. Bu dönemde çözüm konusunda hem Türkiye hem KKTC aynı ağızla konuşmaya başladı. Denendi ama çözümü bulamadık. Elektrik kesintileri, çıkar kavgası, kayıkçı kavgası derken 2008 yılına geldik. Bu yılın özelliği elektrik sektörüne yeni bir unsurun girmesiydi. Adına CTP-ÖRP koalisyonu denilen bir acayip hükümet ülkenin elektriğini özelleştirme adı altında AKSA’ya peşkeş çekmiş, bu şirketle alım garantili 15 yıllık anlaşma imzalamıştı. Hükümete göre özelleştirme elektrik işini düzene koymaya yarayacaktı ama milli menfaatlere uygun mu diye bakılmadan yapılan bu hamle de ülkeyi elektrik kesintilerinden ve karanlıktan kurtarmaya yetmedi.
Bu tuhaf koalisyon hükümetinden sonra CTP gitti UBP geldi, ardından CTP’li ve UBP’li başka koalisyonlar ülkeyi yönetti. Tüm bu dönemlerde istikrarlı şekilde devam eden elektrik kesintileri geri kalmışlığımızın bir parçası olarak bizimle var olmaya devam etti. Kimi zaman kesintiler göreceli olarak azaldı ama karanlıkta kalıp milli kayba uğrama sistematiği değişmedi.
Şu anda öyle bir noktadayız ki, aramızda tek bir kişi yoktur ki kesintiler yüzünden işi aksamasın. Kim bilir kaç kişinin elektrikli cihazı kesintiler yüzünden bozuldu, ne kadarlık bir milli servet bu uğurda heba oldu. İşin acı tarafı kesintilerin neden yaşandığına dair kimseden ikna edici bir açıklama gelmiyor. Birileri El-Sen sabotaj yapmış derken sendika bu iddiaları reddediyor, ilgilileri gerekli yatırımları yapmamakla suçluyor. Bu zamana kadar çok sendika-hükümet kavgası gördük ama sabotaj gibi bir iddiayı ilk kez duyuyoruz. Bu iddianın sahiplerine “Sabotaj varsa tut kulağından yargıya teslim et” demek de faydasız çünkü kendileri de laf olsun diye konuştuklarının farkındalar.
Son kesintilerin ertesi günü konuştuğum herkesin başta bugünkü hükümet olmak üzere gelmiş geçmiş tüm KKTC yöneticilerini mesul tuttuğuna tanık oldum.
Hastaların, yaşlıların, evinde sınavlara hazırlanan gençlerin, dünyayla iş yapan girişimcilerin, iş yerindeki klimasını ya da buzdolabını kesintiler yüzünden kaybeden esnafın perişan olduğunu herkes görüyor, görmediyse de duyuyor. Memleketi idare edenlerinse adeta gözleri kör, kulakları sağır. Sokaklarda kasıla kasıla yürümeye devam ediyorlar.
Açık konuşmak gerekirse bugünlerde çığırından çıkan elektrik kesintilerinin son dönemlerin moda akımı “Kıbrıs Türk devletini ilan edeceğiz” martavalıyla bağlantılı olduğundan da şüphelenmedim değil. Boş bir şüphe de değil bu, zira
bizim siyasiler ortaya böyle büyük laflar attığında amaçlarının halkın meramını dünyaya anlatmak değil halka deli gömleği giydirmek olduğunu defalarca yaşayarak öğrendik.