Faşizmi yatıştırarak durduramazsınız

Her yıl aynı senaryo, aynı provokasyon… Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki neo-faşist parti ELAM, her yıl 20 Temmuz ve 15 Kasım’da KKTC bayrağı yakmayı artık bir tür siyasi ritüele dönüştürdü.

Son vakada Cumhurbaşkanı Hristodulidis önce polise bayrağa müdahale talimatı verdi, ancak ELAM’ın sert tepkisi karşısında geri adım attı. Net bir duruş gösterilmedi. Ve bir sonraki gösteride bayrak yakıldı. Hristodulidis, tolerans göstermenin faşistleri daha da cesaretlendirmekten başka bir şeye yaramadığını bilmiyor sanırım.

Oysa tarih bize çok açık bir ders veriyor: Faşizmi yatıştırarak durduramazsınız. 1930’larda İngiltere’nin Nazi Almanyası karşısında izlediği yatıştırma politikasının (“policy of appeasement”) dünyayı ne tür bir felakete sürüklediğini hepimiz biliyoruz. Bugün AB ülkelerinde ELAM gibi neo-faşist hareketlerin yükselişinde de benzer bir zemin var: Tolerans adı altında gösterilen pasiflik ve siyasi boşluk.

Peki ELAM nasıl bu noktaya geldi? 2008’de kurulan parti, 2011 seçimlerinde yüzde 1’in altında oy almıştı. Ama 2021’de yüzde 7’ye, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ise yüzde 11’in üzerine çıkarak Güney Kıbrıs’ın üçüncü büyük partisi oldu. Bu büyümenin sırrı, partinin siyasi programında değil – çünkü göçmen karşıtlığı, Türk karşıtlığı ve çözüm karşıtlığı dışında söyledikleri pek bir şey yok. Asıl mesele, merkez sağ DISI ve merkez sol AKEL’in halktan kopmuş, yozlaşmış ve çözümsüzlüğe mahkûm siyasetidir. Bu boşluğu ELAM başarıyla değerlendirdi.

Aynı tehlikenin Kuzey Kıbrıs için de geçerli olduğunu görmek zorundayız. UBP ve CTP’ningiderek halktan uzaklaşması ve temsili demokrasinin içinin boşaltılması, halkı siyasetten, siyaseti de halktan kopardı. 2022’deki son genel seçimlerde seçmenlerin neredeyse yüzde 45’inin sandığa gitmemesi bu kopuşun en açık göstergesidir. Bu kadar büyük bir siyasi boşluğu hiçbir toplum uzun süre taşıyamaz.

Ve eğer bu boşluk halkçı ve demokratik bir seçenekle doldurulmazsa, Kuzey’de de ELAM benzeri yapıların ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelir. “Olmaz” diyenler, 22 Ocak 2018’de Avrupa (o zamanki adıyla Afrika) gazetesine yönelik linç girişimini hatırlasın. Bu tür denemeler münferit değildir; yeterince tepki verilmezse, giderek örgütlü bir güce dönüşebilir.

Ayrıca şunu da unutmayalım: Güney’deki ELAM ile Kuzey’de potansiyel olarak oluşabilecek radikal gruplar birbirine zıt gibi görünse de aslında aynı kökten beslenir. Sözde düşman, özde kardeştirler. Irkçılıkları, çözüm karşıtlıkları, düşmanlık siyasetleri bir diğerini büyütür. Ve en çok da barışa zarar verirler.

Çözüm ise çok net: Bu topraklarda barış, demokrasi ve gerçek temsiliyet yeniden inşa edilmedikçe, ELAM gibilerin yükselişi de, benzerlerinin Kuzey’de türemesi de önlenemez. Eğer halkımız, siyasi sistemimizi esir alan UBP-CTP çizgisinden farklı, demokratik ve katılımcı bir yolu tercih ederse bu döngüyü kırabiliriz. Yoksa işimiz eskisinden çok daha zor olacak.