Gölgelenen yargı

Tutuklu Rumların yargılanma süreci, yalnızca mahkeme salonlarında değil, sokakta, kahvehanelerde ve evlerde de konuşuluyor. Haksız da değiller. Çünkü bu dava, yalnızca dört duvar arasında alınacak bir kararın ötesinde, ülkemizin adalet anlayışının aynası niteliğinde.

Böyle anlarda merhum Başhâkim Mehmet Zekâ Bey’in şu sözü kulaklarımda çınlıyor: “Yargı kararları sokakta konuşuluyorsa, insanlar homurdanıyorsa, kararın adil olmadığını anlamak mümkündür.” Bugün, işte tam da bu homurtulara kulak verme zamanı.

Hukuk camiasında yükselen seslere dikkatle kulak verdiğinizde, endişelerin ne kadar ciddi olduğunu fark ediyorsunuz. Delilden suçluya gitmek yerine, suçludan delile doğru bir yol izlenmesi eleştiriliyor.

Oysa geçmişte yargımız, siyasetçilerin baskısına boyun eğmediği örneklerle gururumuz olmuştu. “Delil yaratın” diyen siyasetçilere karşı “İstifa ederim!” diye rest çeken başsavcı hâlâ hafızamızda. Şener Levent’in bir karikatür nedeniyle yargılandığı davada da mahkemeler, baskılara direndi ve süreci alnının akıyla tamamladı.

Ancak son yıllarda sahte reçete ve sahte diploma operasyonlarıyla başlayan süreçler, yargımızın üzerine gölge düşürdü. Rum vatandaşların tutuklanması da aynı şekilde tartışmalı bir dosya olarak tarihe geçecek gibi görünüyor.

Burada sorun yalnızca siyasi baskılar değil. Yargının kendi yapısal zaafları da var. 1974’te 120 bin olan nüfusumuz bugün en az beş, belki on katına çıktı ama Yüksek Mahkeme hâlâ 8 yargıçla çalışıyor. Bu 8 yargıç, hem Anayasa Mahkemesi, hem Yüksek İdare Mahkemesi, hem Yargıtay, hem de bazı özel hallerde ilk derece mahkemesi işlevlerini üstleniyor. Bu iş yüküyle adaletin zamanında ve sağlıklı işlemesi mümkün mü?

Binlerce dosya askıda, yüzlerce dava karar bekliyor. Bu tablo, yalnızca adaletin gecikmesine değil, toplumun yargıya olan güveninin erozyona uğramasına da yol açıyor.

2014’te bu yapısal sorunu çözmek için referandum yapılmıştı. Ama seçimlerle birlikte yapılması, yeterince anlatılmaması ve siyasi ilgisizlik yüzünden “arada kaynadı”. Çok az bir farkla reddedildi.

Bugün geldiğimiz noktada, o fırsatın heba edildiğini daha iyi anlıyoruz. Yargının yükünü hafifletmek ve adaletin tecellisini hızlandırmak için atılacak her adım hayati önemdedir.

Adaletin en temel özelliği, herkes için eşit, tarafsız ve zamanında tecelli etmesidir. Eğer kararlar sokakta tartışılıyor, insanlar homurdanıyorsa, bir yerlerde ciddi bir yanlış vardır. Yargımızı baskılardan arındırmak, yapısal sorunlarını çözmek ve halkın yargıya güvenini yeniden inşa etmek zorundayız.