Statüko aslında rejimin bütününü tanımlamak için kullanılan bir tabirdir. Statükoculuk ise rejimin sınırları içinde kalmakta, bu sınırın dışına çıkmamakta ısrar edenlere atıf yapar. Eskiden çözüm cephesinin, uzun yıllar boyunca siyasetimizi domine eden rahmetli Denktaş’ı çözüm konusundaki çizgisi nedeniyle statükocu diyerek eleştirmesi hem meşru hem de doğru sayılırdı. Sonrasında Denktaş siyaset sahnesinden çekilince meydan sol ve çözüm güçlerine kalmıştı. Lakin bir süre sonra onların da -Denktaş Bey kadar olmasa da- statükonun dilini kullanmaya başladıklarını yaşayarak gördük. Bir süre sonra sol figürler yerini sağcı statükoculara bıraktı.
Peki, muhalefetteyken statüko cephesini topa tutan solcu siyasetçiler göreve geldikten sonra neden çok eleştirdikleri statüko dilini kullanmaya başlıyor? Bunu elbette bilerek yapmıyorlar. Ancak rejim bir süre sonra sağcı solcu fark etmeksizin iktidardaki tüm siyasilerin dilini aynılaştırmaya başlıyor. Böylece bizler de gidenle gelen arasında pek o kadar da fark olmadığını anlayabiliyoruz.
Bizde durum böyle de Rumca konuşan Kıbrıslılarda farklı mı? Hayır kesinlikle değil, onların statükosu da bizimki gibi. İktidarıyla muhalefetiyle benzer bir dil kullanıyorlar, on yılladır tekrar tekrar gösterilen bir film karesini izliyor gibiyiz. Sağcı partileri de solcu partileri de statükonun havuzunda çırpınıyor senelerdir.
Kısacası, yıllar içinde statüko kuzeyiyle güneyiyle adanın kanseri haline geldi.
Esas sorun, Kuzeyli ve Güneyli siyasetçilerin yuvarlandıkları bu statüko minderinin iki tarafında da çok sayıda taraftarlarının olması. Statüko herkesi hizaya sokuyor ve solcular da sağcılar da resmi geçit merasiminde gibi adeta poz veriyorlar. Kimilerinin açık açık onayladığı statükoyu, kimileri de karşı çıkış biçimiyle besliyor. Statükoculuk da bunları karşılıksız bırakmıyor elbette. Herkese birer siyasi paye vererek rollerini tamamlamalarına olanak tanıyor. Neden? Çünkü statükonun hiza verdiği siyasi rekabet, partilere ancak belli ölçüler içinde farklılaşabilme şansı tanıyor.
Anlayacağınız, statüko havuzunun dışına çıkmak pek o kadar kolay değil. Buna rağmen bu havuzun içinden de farklı sesler çıkaran siyasetçiler oluyor tabii. Ama bunlar da maalesef statükonun özüyle değil gölgesiyle savaşıyorlar. Parti liderleri zaten durumdan memnun. Her şey onların iki dudağı arasında. Onlara biat etmeden siyaset yapmak diye bir şey yok. Bir düşünelim bakalım, KKTC siyaset arenasında kaç kişi parti başkanına rağmen siyasetteki yerini koruyabilir? Sanırım birkaç örnek bile bulmakta güçlük çekeriz. Çünkü statükoculuk hakim ideolojidir ve sağı da solu da aynı denize akar.
Şimdilerde bir karma oy tartışmasıdır gidiyor. Aslında karma oy statükonun çok önemli bir sonucu veya yansıması değildir. Bilakis yozlaşmış siyasi ilişkilerin sonuçlarından yalnızca birisidir. Bu konuda CTP ve UBP vekillerinin dayanışma içinde olduğunu seçmenlerin birçoğu biliyor. Hatta bunlara küçük siyasi partilerin başkanlarını da katmak mümkün. Neyse, bakalım statükonun ağa babaları karma oyu kaldırma konusunda nasıl bir yol izleyecekler?
Parti başkanlarının bilerek isteyerek hep göz yumdukları karma oyu kaldırmalarını büyük bir reform olarak görmediğimi de belirtmeliyim. Bu hamleleri ciddiye alabilmek için siyasi partiler yasasındaki başkan sultasını kıracak katılımcı ve demokratik altyapının kurulması yönünde çabalar görmek gerekir. Hem böylece kim gerçek statükocu kim değil anlamış oluruz.