Toplum CTP’den özeleştiri bekliyor

Okuyucularımız hatırlayacaktır, geçen hafta UBP’ye ve onun seçilmiş başkanına doğrudan müdahale tartışmaları yapılırken 5 Ekim 2006 tarihinde Ankara’nın baskısıyla kurulan CTP-ÖRP (Özgürlük ve Reform Partisi) koalisyon hükümetinden söz etmiştim. KKTC siyasetine müdahale tartışmalarının hız kesmeden devam ettiği şu günlerde aynı konuyu ayrıntılarıyla irdelemek istiyorum.

2006’da CTP-ÖRP hükümeti kurulmadan önce CTP, DP ile koalisyon halindeydi ve Başbakan da Ferdi Sabit Soyer’di. Lakin CTP, DP’den memnun değildi ve denizin öbür tarafı da CTP gibi düşünmekteydi. Bunun üzerine siyasi tarihimize kara bir leke olarak geçecek süreç başladı ve CTP ile nikah kıyacak bir ekibi Ankara desteğiyle imal etme operasyonu başladı.    

Bir gecede UBP Genel Sekreteri Turgay Avcı ve UBP’li bir vekil ile DP kökenli iki vekil partilerinden istifa edip ışık hızıyla ÖRP’yi kurdular ve CTP’ye nur topu gibi bir koalisyon ortağı olmaya hazır hale geldiler. Bu müdahaleye hem UBP hem de DP’den sert tepki gelmişti. UBP 16 ay, DP 18 ay Meclis oturumlarına katılmamıştı. Bugün yine dış müdahaleyle kurulan Üstel hükümetine CTP tarafından gösterilen tepkinin utangaç kalmasının altında yatan temel neden, CTP’nin 2006 yılında çevrilen ÖRP dümeniyle ilgili özeleştiri yapmaması ve halktan özür dilememesidir.

Bugün UBP Genel Başkanı üzerinden CTP’nin utangaç da olsa sürdürdüğü müdahale söyleminin halk nezdinde karşılığı olmamasının temel nedeni de ÖRP olayında CTP kurmaylarının bizzat rol oynamış olmalardır.

2006’daki resmin tamamını görebilmek için dönemin dinamiklerini de hatırlamak lazım. 24 Nisan 2004’teki Annan Planı referandumunun üzerinden iki yıl geçmiş, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat bir yıl önce ilk turda cumhurbaşkanı seçilmişti. 1974-2004 arasında yaşanan “Kıbrıs çözümü-federasyon” tartışmaları etrafında hem siyasi hem de ekonomik bir alternatif olma vaatlerinin meyvelerini CTP tek başına toplamıştı. Bu konuda TKP geleneği çeşitli nedenlerden ötürü süreci izleme pozisyonunda kalmıştı. Belki doğru tabirle onlar da sırasını bekliyordu.

Sosyolojik olarak “Kıbrıs çözümü-federasyon” söylemi geniş bir tabana o günlerde oturmasına rağmen karşılığını Kıbrıs Rum siyasilerinden görmedi ve adayı birleştirme tek devlet kurup AB’ye bütün Kıbrıs olarak girme serüveni akamete uğradı. Güçlü aktör CTP doğal olarak kendisini bir anda “KKTC gerçeğinin” hükümeti olarak buldu. Elbette o dönemin meşhur liberal mottolarından olan “kemer sıkma” önlemlerini, göç yasası gibi bir dizi sosyal güvenlik önlemini devleti küçültme adına halka dayatmaya başladılar. Bunu o günkü UBP’ye bu kadar kolay yaptırmak mümkün değildi. Bu noktada sağ partilerin çeşitli nedenlerden ötürü Ankara ile protokol oluşturma ve onu hayata geçirme konusunda ellerinin biraz daha sıkı olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. CTP hükümetleri döneminde Ankara etkisine daha açık bir yönetim şekli olduğunu görmek gerekiyor. Kısacası CTP, “devleti küçültme” veya “reform” gibi ne olduğu belirsiz önlemleri halk adına yürürlüğe koyma konusunda “gönüllü kulluk” pozisyonunu rahatça benimsemişti. Acaba bunun nedenleri üzerinde Tufan Erhürman hiç özeleştiri yapmayı denedi mi?

Yeniden bugün ülkemizin içinden geçtiği anomaliye dönersek…. Hızlı biçimde bir muhasebe yapılmasına ve halkın siyasete, partilere, devlete ve hatta Ankara’ya bakışıyla ilgili bir ciddi tamir sürecine ihtiyaç vardır. Bu şartların halk üzerinde ciddi travmatik etkisi olduğunu hatırlatmak isterim. Toplumun depolitizasyonunun ve karar verme süreçlerinden kopma eğiliminin uzun dönemde maliyeti ağır olacaktır. Bu konuda siyasetin halkın güvenini kazanması açısından kendisini düzeltmesi ve gerçeklere bağlı bir çaba içine girilmesi gerekiyor.