KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ
SORUN
Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Türklerin geleceğini ipotek altına alan bir çözümsüzlük girdabına dönüşmüştür. 2004 Annan Planı’ndan 2017’deki Crans-Montana sürecine, oradan bugüne kadar geçen süreçte çözüm fırsatları heba edilmiştir. Son yıllarda ise mevcut Cumhurbaşkanlığı yönetimi, halkımızı çözüm masasından tümüyle koparmış, uluslararası meşruiyetimizi zayıflatmış ve Kıbrıs Türklerinin sesi olmaktan uzaklaşmıştır.
Bu çözümsüzlük hali:
- Kıbrıslı Türklerin uluslararası hukukun dışında kalmasına,
- Gençlerin gelecek umutlarını kaybetmesine,
- Ekonomik ve sosyal yalıtılmışlığa mahkûm olmamıza yol açıyor.
VİZYONUMUZ
Gerçeklere dayalı, halk iradesine yaslanan, onurlu bir çözüm vizyonunu savunuyoruz.
Çözümü, sadece bir dış politika meselesi değil, halkımızın varlık ve eşitlik meselesi olarak görüyoruz.
“Sıfır dayatma, karşılıklı maksimum saygı” ilkesini benimsiyoruz.
Kıbrıslı Türklerin kuruculuk statüsünü perçinleyecek, siyasi eşitlik ilkesini güvenceye alacak bir çözüm istiyoruz.
Çözüm sürecinde halkın iradesini dışlamayan, katılımcı ve çoğulcu bir yaklaşımı benimsiyoruz.
Kalıcı çözüm için diyalog odaklı, doğrudan liderler arası temas temelli bir diplomasi öngörüyoruz.
PLANIMIZ
Cumhurbaşkanlığı dönemimizde atacağımız somut adımlar:
1- Doğrudan Liderler Arası Diplomasi
- Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’le doğrudan görüşme talebinde bulunacağım.
- Bir çözüm vizyonu ve yol haritası üzerinde ortak mutabakat arayacağım.
- Bu mutabakat çerçevesinde BM’nin süreçte daha yapıcı ve kolaylaştırıcı rol oynamasını sağlayacağım.
2- Uluslararası Meşruiyetin Güçlendirilmesi
- Kıbrıs Türk tarafının haklı pozisyonunu Avrupa Birliği, BM, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası platformlarda aktif biçimde anlatacağım.
3- Toplumsal Katılım Süreci
Kıbrıs sorunu artık sadece müzakere heyetlerinin meselesi değildir. Sendikalar, sivil toplum örgütleri, gençlik yapıları, kadın hareketleri, iş dünyası ve akademi ile katılımcı çözüm çalıştayları düzenleyeceğim. Çözüm sürecine yönelik alınacak her önemli kararı halkın bilgisi ve katılımıyla yürüteceğim. Katılım sürecine yalnızca KKTC’de kurulu örgütleri değil, iki toplumlu sivil toplum kuruluşları ile Kıbrıslı Rumların sivil toplum kuruluşlarını da dahil edeceğim. Barışı ve çözümü yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya inşa edeceğim.
4- Güvenlik ve Eşitlik Dengesi
Kıbrıs Türklerinin güvenlik kaygılarını yok saymayan, aynı zamanda siyasi eşitlik hakkını içeren, toplumlar arası karşılıklı güveni inşa edecek bir çözüm mimarisi savunacağım.
5- Halkoylaması İradesi
Varılacak nihai çözümün bütün Kıbrıs’ta halkın onayına sunulmasını zorunlu görüyorum. Çözüm, Kıbrıslıların güçlü “evet”i olmadan hayata geçirilemez.
HALKIN KARARLARA DOĞRUDAN KATILIMI: DEMOKRASİNİN YENİDEN TANIMI
SORUN
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde temsili demokrasi, halkın gerçek anlamda yönetime katılımını sağlayamıyor, halkı dışlıyor ve toplumsal güvensizlik üretiyor.
Yaşadığımız temsili demokrasi krizi çok önemli sorunları da beraberinde getiriyor. Her şeyden önce önemli siyasi kararlar dar kadrolar arasında alınıyor ve siyasi elitler hesap vermiyor. Seçimden seçime hatırlanan seçmenler giderek yoruluyor ve seçimlere katılım düşüyor. Sivil toplum karar süreçlerinden dışlanıyor. Kıbrıs sorunu gibi büyük meselelerde dahi halk devre dışı bırakılıyor.
Küçük bir nüfusa sahip olan ülkemizde, temsili demokrasinin yerine doğrudan katılım esasına dayalı bir demokratik model kurmak hem mümkündür hem de bir gerekliliktir.
VİZYONUMUZ
Katılımcı, şeffaf ve dayanışmacı bir Cumhurbaşkanlığı hedefliyoruz. Cumhurbaşkanlığı makamı, yalnızca temsil değil, istişare ve katılım merkezine dönüşmelidir.
Biz, halkın yalnızca oy veren değil, aktif olarak karar süreçlerine katılan bilinçli yurttaşlar olduğu bir demokrasiyi savunuyoruz. Bu yaklaşım:
- Katılımcılığı sistematik hale getirecek,
- Kurumları halkın denetimine açacak,
- Siyasi kararları şeffaflaştıracak,
- Toplumsal sorunlara ortak akılla çözüm üretecek.
PLANIMIZ
Katılımın kurumsallaşması için üç temel adım atacağız.
1- E-Cumhurbaşkanlığı Platformu
- Vatandaşların önerilerini yazılı olarak sunabileceği,
- Belirli konularda e-oylama yapabileceği,
- Devletle etkileşimini şeffaf biçimde görebileceği dijital bir platform kuracağız.
- Öneriler, cevaplar ve süreçler kayıt altına alınarak kamuya açık hale getirilecek.
Buna benzer platformlar, Estonya ve Finlandiya gibi ülkelerde başarıyla uygulanmaktadır.
2- Gerçek Yetkili Cumhurbaşkanlığı Danışma Kurulu
- Sendikalar, meslek örgütleri, dernekler, gençlik ve kadın örgütlerinden temsilcilerin yer aldığı bir danışma kurulu oluşturulacak.
- Kurul düzenli aralıklarla toplanacak, rapor hazırlayacak ve bu raporlar doğrudan Cumhurbaşkanı’na sunulacak.
- Gerektiğinde bu raporlar kamuoyuyla da paylaşılacak.
3- Aylık Halk Buluşmaları
Cumhurbaşkanı halkın gündemini dinleyecek, çözüm önerileri konuşulacak.
Her ay farklı bir bölgede geniş katılımlı halk toplantıları düzenlenecek.
İÇ GÜVENLİK VE SAVUNMA YETKİSİNİN KKTC MAKAMLARINA DEVRİ
SORUN
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin iç güvenlik ve savunma yetkileri, 1985 Anayasası’nın Geçici 10. Maddesi uyarınca doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin kontrolündedir. Bu durum, KKTC’nin kendi güvenlik politikalarını belirleyememesi, polis ve askeri kuvvetlerin sivil denetime açık olmaması ve halkın iradesine dayalı bir güvenlik mimarisinin gelişememesi gibi ciddi demokratik açmazlara yol açmaktadır. Dahası, bu anayasal düzenleme, uluslararası toplum nezdinde KKTC’nin “vesayet altındaki bir yapı” olarak algılanmasına neden olmakta, bu da çözüm sürecinde Kıbrıslı Türklerin “egemen eşitlik” iddiasını zayıflatmakta ve siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm modelinin inandırıcılığını da olumsuz etkilemektedir.
İç güvenlik birimlerinin KKTC yerine başka bir ülkenin komuta zinciri içinde yer alması, demokratik denetim mekanizmalarının uygulanmasını da fiilen engellemekte, hesap verebilirlik ilkesini ihlal etmektedir.
VİZYONUMUZ
Halkına güvenen, kurumlarına sahip çıkan, kararlarını kendi organları aracılığıyla alan bir ülke.
KKTC’yi kendi kurumları üzerinde tam denetim sahibi olan, demokratik hukuk devleti ilkeleriyle yönetilen egemen bir ülkeye dönüştürmeyi hedefliyoruz. İç güvenliğini ve savunmasını kendisi yöneten, uluslararası hukuk ve demokrasi normlarına uygun olarak hareket eden, şeffaf ve denetlenebilir bir güvenlik sistemi kurmak istiyoruz. Güvenlik ve savunma alanında Türkiye ile saygıya dayalı işbirliğini sürdürürken, yetki ve sorumlulukların KKTC makamlarına ait olduğu bir sistem kurmak istiyoruz. Böylece hem iç meşruiyetimizi güçlendirecek hem de uluslararası arenada çözüm için daha güçlü ve inandırıcı bir aktör olacağız.
PLANIMIZ
1- Anayasal Reform
1985 KKTC Anayasası’nın Geçici 10. Maddesi’nin kaldırılması için anayasa değişikliği süreci başlatılacaktır. Geniş toplumsal katılım ve siyasi mutabakatla bu değişiklik meşrulaştırılacaktır.
2- Komuta Zincirinin Yerelleştirilmesi
KKTC Polis Genel Müdürlüğü ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, İçişleri Bakanlığı ve kurulacak Savunma Bakanlığı’na bağlı hale getirilecektir. Bu kurumların bütçesi, personel alımı ve denetimi KKTC Meclisi ve Sayıştay tarafından izlenecektir.
3- Türkiye ile Yeni Güvenlik Protokolü
Türkiye ile dostane ilişkileri sürdürecek; ancak mevcut tek taraflı yetki paylaşımına dayalı protokol yerine eşitler arası ve saygılı bir güvenlik işbirliği anlaşması hazırlanacaktır.
4- Demokratik Denetim ve Şeffaflık
Sivil denetimi esas alan, insan haklarına dayalı ve şeffaf bir güvenlik reform programı başlatacağız. Polis ve güvenlik güçlerinin faaliyetleri bağımsız denetim kurumları ve Meclis komisyonları tarafından düzenli olarak izlenecek; sivil toplumun gözetimi sağlanacaktır.
5- Toplumsal katılım
Gençlere yönelik sivil savunma eğitimi, kriz yönetimi programları, halkla iç içe güvenlik anlayışı gibi uygulamalar hayata geçirilecektir. Güvenlik sadece bir zor kullanma aracı değil, toplumu koruyan bir kamu hizmeti haline getirilecektir.
NÜFUS SORUNU VE KKTC DEMOGRAFİSİNİN BOZULMASI
SORUN
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en temel sorunlarından biri, nüfus yapısının belirsizliği ve siyasi saiklerle dağıtılan vatandaşlıklar nedeniyle demografinin bozulmuş olmasıdır.
Bugün KKTC’de kaç kişinin yaşadığı, kaç kişinin gerçekten KKTC vatandaşı olduğu bilinmemektedir. Bu belirsizlik, yalnızca sosyal dokuyu değil, egemenlik hakkının kimlerle paylaşıldığı sorusunu da gündeme getirmektedir.
Egemenlik, yalnızca toprakla değil, o toprak üzerinde yaşayan halkla anlam kazanır. Ancak bu halkın sayısı dahi bilinmiyorsa, egemenlik iddiası zayıflar.
Özellikle 2004 Annan Planı Referandumu sonrası verilen vatandaşlıklar, uluslararası toplum nezdinde nüfus mühendisliği ve hatta savaş suçu kapsamına alınmaktadır. Demografik yapının hızlı değişimi, sosyal uyumu bozmuş, asayiş sorunlarını arttırmış ve Kıbrıslı Türklerde azınlık olma endişesini doğurmuştur.
VİZYONUMUZ
KKTC’yi şeffaf, adaletli ve denetlenebilir bir nüfus politikasıyla yönetilen bir ülke haline getireceğiz.
Nüfusun kimlerden oluştuğunu bilen, vatandaşlık hakkını sadece liyakat ve toplumsal uyum üzerinden belirleyen, demografik dengeyi koruyan bir devlet inşa edeceğiz.
Ayrıca güvenliğe etki eden sosyal nedenleri göz ardı etmeyen, suça karşı yalnızca cezayla değil, bilgiyle, veriyle ve bilimle mücadele eden bir Cumhurbaşkanlığı anlayışı oluşturacağız.
PLANIMIZ
1- Bağımsız ve Uluslararası Gözlemciler Eşliğinde Nüfus Sayımı
Uluslararası gözlemciler eşliğinde kapsamlı ve şeffaf bir nüfus sayımı yapılacaktır. Sayım sonuçları hem iç kamuoyuyla hem de uluslararası toplumla paylaşılacaktır.
2- Yeni Vatandaşlıkları Durdurma ve Denetleme
Kıbrıs sorunu çözülene kadar yeni vatandaşlık verilmesi askıya alınacaktır. Özellikle 2004 sonrası verilen usulsüz veya siyasi amaçlı vatandaşlıkların incelenmesi ve iptali için yasal süreç başlatılacaktır. Vatandaşlık kazanımı yalnızca hukuki uygunluk, toplumsal uyum ve uzun süreli yerleşiklik kriterlerine bağlanacaktır.
3- Demografik Denge Politikası
KKTC’deki nüfus yapısının kültürel, sosyal ve siyasal dengelerini koruyacak stratejiler geliştirilecek, şehir planlama ve kamu hizmetleri bu veriye göre düzenlenecektir.
4- Cumhurbaşkanlığı’na Bağlı Suç Araştırmaları Merkezi
Hukukçular, sosyologlar, kriminologlar ve psikologlardan oluşan bir SUÇ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ kurulacaktır. Bu merkez, artan suç oranları ile demografik değişim arasındaki bağlantıyı araştıracak; önleyici stratejiler geliştirecektir.
5- Yüksek Mahkeme’nin Güçlendirilmesi ve Anayasa Reformu
Artan nüfusun ve karmaşıklaşan sosyal yapının doğrudan etkilediği alanlardan biri de yargı sistemidir. 1974’te nüfusumuz 120 binken Yüksek Mahkeme’nin yargıç sayısı 8’di. Aradan geçen zamanda nüfus katbekat artmış olmasına rağmen, yargıç sayısı hâlâ 8’dir. Aynı kadroyla Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Yüksek İdare Mahkemesi ve bazı özel hallerde ilk mahkeme işlevleri yürütülmektedir. Bu durum, binlerce davanın askıda kalmasına neden olmaktadır. Cumhurbaşkanı seçilirsem, Yüksek Mahkeme’nin yargıç sayısının artırılmasını öngören bir anayasa reformunu referanduma taşımak için Bakanlar Kurulu’na başkanlık ederek hükümete resmen öneride bulunacağım. Yargı kapasitesinin güçlendirilmesi hem adaletin hızlanması hem de toplumsal huzurun tesisinde kritik önemdedir.
MÜLKİYET SORUNU
SORUN
Kıbrıs’ta mülkiyet meselesi hem çözüm sürecinin hem de günlük hayatın en karmaşık ve hassas konularından biri durumundadır. 1974 sonrası oluşan fiili durum hem Kıbrıslı Rumların kuzeydeki hem de Kıbrıslı Türklerin güneydeki mülkleriyle ilgili belirsizlikleri beraberinde getirmiştir. Bu belirsizlik:
- KKTC’deki mülkiyet rejiminin hukuki güvenceden uzak olmasına,
- İnsanların barındıkları evlerde, işlettikleri tarlalarda geleceğe dair yatırım yapamamasına,
- Uluslararası alanda Kıbrıslı Türklerin meşruiyetini zedeleyen bir unsur olmasına neden olmuştur.
Özellikle Kapalı Maraş ve Maronit köyleri gibi sembolik alanlar, mülkiyet meselesinin hem vicdani hem siyasi ağırlığını daha da derinleştirmektedir.
VİZYONUMUZ
Hızlı ve barışçıl bir çözüm. Adil, sürdürülebilir ve uluslararası hukukla uyumlu bir mülkiyet politikası:
- Kıbrıslı Türklerin mülkiyet hakkını koruyacak,
- Kıbrıslı Rumların ve Maronitlerin haklarını tanıyacak,
- Barışçıl çözüm sürecine katkı sunacak yapıcı bir yaklaşım.
Tapu sahipliğini esas alan bir mülkiyet anlayışıyla hem hakları iade edecek hem de Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası meşruiyetini ve barışçı kimliğini güçlendireceğiz.
PLANIMIZ
1- Kapalı Maraş Açılımı
Seçildiğimiz takdirde, çözüm müzakerelerinden önce Kapalı Maraş’ı eski sahiplerine iade edeceğiz. BM ve Kıbrıs Türk makamlarının ortak yönetiminde, Rum mal sahiplerinin bölgeye dönmesine ve yatırım yapmasına izin vereceğiz. Bu adım, Gazimağusa ekonomisini canlandıracak, Kıbrıs Türklerinin çözüm iradesini dünyaya gösterecektir.
2- Annan Planı Yaklaşımı
Mülkiyet sorununu, Annan Planı’nda öngörülen takas, iade ve tazminat gibi yöntemlerle hızlı ve etkili biçimde çözmeye hazır olacağız. Taşınmaz Mal Komisyonu’nun daha etkin çalışmasını sağlayacağız.
Güneydeki Türk mallarının envanterini çıkartarak bunu müzakere masasına taşıyarak iade, tazminat veya takas yollarının Kıbrıslı Türkler için de açılmasını sağlayacağız.
Mülkiyet hakkının, adalet ve insan hakları çerçevesinde yeniden düzenlenmesi için konunun uzmanı hukukçulardan oluşan geniş bir heyet oluşturacağız.
3- Maronit Köylerinin Açılması
Boşaltılmış üç Maronit köyünün dönüşü için gerekli düzenlemeleri yapacağız. Maronitler, ülkemizin en eski topluluklarındandır; onlara köylerine dönüş hakkı tanımak hem adaletli hem barışçıl bir adımdır.
3- Dağlık Bölgelerde Kısmi İade
Tarım alanı olarak kullanılan bazı arazilerin eski sahiplerine iadesi sağlanarak mevcut mülkiyet rejiminin üzerindeki baskı hafifletilecektir.
Bu alanlarda üretim ve yatırım güvence altına alınacak, mülkiyet üzerinden doğan sosyoekonomik tıkanıklık giderilecektir.
YENİ SINIR KAPILARININ AÇILMASI
SORUN
Kıbrıs’taki iki toplum arasında geçişleri sağlayan sınır kapıları hem sayıca hem de kapasite bakımından yetersizdir. Mevcut 9 sınır kapısından özellikle Metehan Kapısı, toplam geçişlerin üçte ikisini taşımakta ve büyük yoğunluk yaşanmaktadır. Bu durum:
- Günlük yaşamı zorlaştırmakta, uzun bekleme sürelerine neden olmakta,
- İki toplum arasındaki sosyal ilişkileri sınırlamakta,
- Küçük esnaf, tüccar ve hizmet sektörünü olumsuz etkilemektedir.
Üstelik yıllardır hem Kuzey hem de Güney yönetimleri yeni sınır kapılarının açılmasına olumlu baktıklarını ifade etse de bu konuda somut bir adım atılmamıştır.
VİZYONUMUZ
Biz, sınır kapılarını sadece birer geçiş noktası olarak değil, barışın, ekonomik işbirliğinin ve toplumsal temasın anahtarı olarak görüyoruz. Daha fazla sınır kapısı ekonomik canlılığı arttıracak, sosyal yakınlaşmayı kolaylaştıracak, iki toplum arasında güvenin ve işbirliğinin gelişmesine katkı sağlayacaktır.
Bu anlayışla, Kıbrıs’ın doğusunda, batısında ve kırsalında yeni kapılar açarak adanın bütününe yayılan, dengeli bir geçiş altyapısı oluşturmayı hedefliyoruz.
PLANIMIZ
Cumhurbaşkanlığı görevine gelir gelmez, ilk 3 ay içinde somut adımlar atacağız:
1- Haspolat Kapısı (Doğu Lefkoşa)
Sanayi bölgesi ile güney Lefkoşa’yı birbirine bağlayacak bu kapı hem ticareti canlandıracak hem de Metehan’daki yoğunluğu azaltacak.
2- Alayköy Kapısı (Batı Lefkoşa)
Batı koridorunu açarak yeni ticaret imkanları yaratacak.
3- Erenköy için Transit Geçiş: Erenköy gibi sınır hattındaki köylerimizin dünyayla bağlantısını güçlendireceğiz. Buralarda transit geçişleri mümkün kılacak, bölge halkının mağduriyetine son vereceğiz.
Ayrıca, mevcut sınır kapılarında altyapı iyileştirmeleri, dijital geçiş sistemleri, bekleme sürelerinin azaltılması için taraflar arası teknik çalışma gruplarını hızla devreye alacağız.
GENÇLİĞİN SESİYLE GÜÇLENEN BİR CUMHURBAŞKANLIĞI
SORUN
KKTC’de gençler gelecekten umutsuz, sistemden dışlanmış ve yalnız bırakılmış hissediyor. Üniversite mezunları işsiz ya da düşük ücretli işlerde çalışıyor. Yenilikçi sektörlerin gelişmemesi, gençleri ülke dışına yönlendiriyor. Beyin göçü her geçen yıl artıyor ve ülkenin geleceğini tehdit ediyor. Gençler siyasette ve karar alma süreçlerinde temsil edilmiyor, sadece seçimlerde hatırlanıyor.
Bu gidişat sürdürülebilir değildir. Gençlerimizin hayal kuramadığı, üretken olamadığı bir ülke kalkınamaz.
VİZYONUMUZ
Gençlerin umutla yaşadığı, özgürce düşündüğü, ürettiği ve dünyayla rekabet edebildiği bir KKTC inşa etmek.
Gençlerin sadece eğitim alan değil, aynı zamanda karar veren, yön belirleyen yurttaşlar olduğu bir sistem.
Beyin göçünü durduran değil, tersine çeviren, genç beyinleri ülkeye çeken bir gelecek.
KKTC’yi Doğu Akdeniz’in gençlik dostu dijital merkezi haline getiren, yaratıcı endüstrilere açık bir ekonomi.
PLANIMIZ
1- Gençlerin Karar Süreçlerine Katılımı
Cumhurbaşkanlığı Gençlik Konseyi: 18-30 yaş arası gençlerin seçileceği, temsili değil etkili bir danışma kurulu. Alınan öneriler doğrudan Cumhurbaşkanlığı gündemine taşınacak.
Gençlik Politika Atölyeleri: Üniversitelerle işbirliği içinde yılda birkaç kez düzenlenecek. Gençler ve akademisyenler politika üretecek; uygulanabilir öneriler politika belgelerine dönüştürülüp Cumhurbaşkanlığına iletilecek.
Genç Cumhurbaşkanlığı Elçileri Programı: 6 bölgeden seçilecek gönüllü gençler, yereldeki sorunları Cumhurbaşkanlığı’na taşıyacak, aynı zamanda politikaların iletişimini sağlayacak. Bu sistem, yerelden merkeze “sivil halk diplomasisi” kuracak.
2- Mesarya: Dijital Vadi Projesi
Devlet Destekli Teknoloji Üssü: Mesarya’da kurulacak teknoloji ve yazılım geliştirme kampüsüyle dijital üretim teşvik edilecek.
Girişimciye Tam Destek: Genç girişimcilere ofis alanı, internet altyapısı, danışmanlık, vergi indirimi, hibe desteği ve melek yatırımcı ağına erişim sağlanacak.
Uluslararası İşbirlikleri: Türkiye ve Avrupa’daki teknoloji merkezleriyle ortak projeler ve genç değişim programları başlatılacak.
Üniversitelerle İşbirliği: Özellikle mühendislik, yazılım ve dijital medya bölümleriyle aktif proje ortaklıkları kurulacak.
Dijital Eğitim Programı: Kodlama, tasarım ve e-ticaret alanında ulusal düzeyde gençlik odaklı bir eğitim seferberliği başlatılacak.
ÜNİVERSİTELERİN AKADEMİK VE KURUMSAL SORUNLARI
SORUN
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde üniversiteler, ekonomik kalkınmanın, toplumsal gelişimin ve kültürel zenginliğin ana unsurlarından biridir. Ancak bu hayati sektörde:
- Akademik kalite geri planda kalmış, rekabet burslar ve harç indirimi üzerinden etik dışı şekilde yürütülmektedir.
- YÖK’ün uygulamaları, KKTC üniversitelerinin programlarının tanınmaması, başvuru süreçlerinin engellenmesi ve kurum bazlı ayrımcılık gibi nedenlerle güvensizlik yaratmakta; bu durum uluslararası anlaşmalara aykırılık izlenimi doğurmaktadır.
- YÖDAK, kaynak yetersizliği, siyasi müdahale riski ve denetim gücünün zayıflığı nedeniyle görevini etkin şekilde yerine getirememektedir.
- Akademik personel, özellikle genç akademisyenler düşük ücret, güvencesizlik ve mobbing gibi sorunlarla karşı karşıyadır.
- Araştırma ve bilimsel üretim, üniversiteler arası rekabette değersizleşmiş, üniversitelerin temel işlevleri zayıflamıştır.
VİZYONUMUZ
Bilimde nitelik, kurumlarda etik, akademide adalet!
Cumhurbaşkanlığı makamını; yükseköğretim sistemimizin saygınlık, şeffaflık ve bilimsel kalite temelinde yeniden yapılanması için harekete geçireceğiz.
KKTC’nin “üniversiteler adası” vizyonunu sadece öğrenci sayısı üzerinden değil, uluslararası tanınırlık, akademik başarı ve toplumsal katkı gibi niteliksel göstergelerle tanımlayan bir anlayışı hâkim kılacağız.
Türkiye ve üçüncü ülkeler nezdinde KKTC üniversitelerinin itibarını ve tanınırlığını arttıran, genç akademisyenlerin korunup desteklendiği, kurumsal yapılarının güçlendiği bir yükseköğretim ekosistemi kuracağız.
PLANIMIZ
1- Kalite Esaslı Rekabet ve Etik Standartlar
-Üniversiteler arası rekabetin burs ve harç indirimleri değil, bilimsel başarı ve toplumsal katkı temelinde olması için etik çerçeveler oluşturacağız.
-Öğrenci transferlerinde etik dışı uygulamaları engellemek için bağımsız denetim mekanizmaları kurulmasını destekleyeceğiz.
2- YÖK ile İlişkilerin Gözden Geçirilmesi
- YÖK’ün KKTC üniversitelerine yönelik ayrımcı uygulamalarının, yükseköğretim protokollerine ve uluslararası hukuk ilkelerine aykırılığı diplomatik ve hukuki platformlarda gündeme taşınacak.
- Üniversitelerin Türkiye’deki sınav sistemine dâhil edilmesi, program onaylarının geciktirilmemesi için gerekli ikili eşgüdüm mekanizmaları kurulacak.
3-YÖDAK’ın Güçlendirilmesi
- YÖDAK’ın bütçesi, insan kaynağı ve uzmanlık kapasitesi yasal reformlarla artırılacak.
- Avrupa akreditasyon kurumları ile ortak çalışma protokolleri geliştirilecek.
- YÖK-YÖDAK ilişkileri, karşılıklı denetim, veri paylaşımı ve kurumsal şeffaflık ilkeleri doğrultusunda yeniden tanımlanacak.
4- Genç Akademisyenlerin Korunması ve Teşviki
- Doktora sonrası kariyer yolu açık olmayan genç akademisyenler için özel destek programları oluşturulacak.
- Akademik teşvik sistemleri, proje üretimini ve uluslararası yayın yapmayı özendirecek şekilde yeniden yapılandırılacak.
- Akademik personelin sosyal haklarında ve maaşlarında kurumsal adalet ilkesi esas alınacak.
5- Bilim ve Toplum İlişkisi
Kamu kurumları ile üniversiteler arasında ortak araştırma ve veri paylaşımı protokolleri geliştirilecek.
Üniversitelerin sadece öğrenci mezun eden değil, toplumsal sorunlara çözüm üreten, kamuyla iş birliği yapan kurumlar olması sağlanacak.